A PHOTO

kederlilahmacun:

Attila Ilhan

Kederli Lahmacun kullanıcısından yeniden blogladı
A TEXT POST

İçimdeki ülkenin hainisin.

Hiç olmadığım adam sesleniyor, kulaklarıma parfümünün kokusunu fısıldıyor, hiç unutmadığım parfümünü. Otobüs duraklarında sesinin izine düştüğüm günler şimdi beni kovalıyor. Çaresiz kıvrımlarımı düşüren tek düşünce ” Bana dokunabilir mi ?”. Boşa geçen her an içime damlıyor sıcak çatışmanın amansız, tozlu kurşunları gibi. Çirkinsin kadın. Benim ayaklarıma yatmadığın sürece çirkin kalacak tırnakların, sönük kalacak gözlerinin kahvesi. Çirkinsin köprücük kemiklerinde ben yürümedikçe. İçimdeki fakir ülkenin en büyük hainisin.

A TEXT POST

Keşke içimize attığımız her şey dumanla beraber yükselse ” gökyüzüne”. Haftalar sonra ilk sigarami içtim kadın. Haftalar sonra sanki seni içime çektim usul usul. Hiçbir şeyi hafifletmediği gibi miskinleşen zihnimi sana getirdi her nefes, her tütün kokusu, her alev çıtırtısı. Ben, senin yüzüme üflediğin her duyguyu özlüyorum.

İçtim sigaramı. Ama bana hatirlat. Ben tiryaki olacak adam değilim. Ruhum kirleniyor, zihnim kararıyor. Sakın ola ikinciyi yakmama izin verme, dertleniyorum. Nefesim yetmiyor yatağına, örülü saçlarına. Saçlarını harika örersin sen.

Duman beni sarhoş ediyor, boynumdaki kemikler bir bir devriliyor. Nefesim bazen günah kokuyor, hiç sevmiyorum kendimi. Olmuyorum, olamıyorum. Kendimden geçiyorum bazen. İçimdeki tüm gemiler batıyor. Adem’in sayfaları dahi ıslanıyor. Tanrı yenilerini, seninle, bize yolluyor.

Ne demek istediğimi anlıyor musun ?

A TEXT POST

Kalemleri çok sert açıyordu, kıymıklar elinin altına bir ihtimal işler diye. Hissedebileceği en ufak bir duygu yoktu. Sevdiği kadını iki deniz arasındaki bir şehre emanet etmişti. Şimdi tek istediği o şehirde olmak ve kadını ile rezene çayı içmekti. Neden rezene hiçbir fikri yoktu. Çay içmek kadına çok yakışıyordu.

Dirseklerini kitaplar ısırıyordu yıllardır, ölmeye yüz tutmuş bir çift yeşil göze sahipti. Belki de kahverengi. Emin değildi. Emin olduğu bir şey varsa, kadın gittiğinden beri gözlerini bir daha yeşil gören olmadı. Sakalları ise kızıl çamlara küsmüş, bir apartman griliğine özeniyordu. Onu kimse hissetmiyordu. Oldukça iyi yalan söylerdi ” Hayır, özlemedim.” diye.

Kokusundan hayal kurardı zaman zaman. Kadın, paltosuna sıkmıştı parfümü, o hıçkıra hıçkıra ağlarken. Ona sarıldığında dişleri çatırdadı. Aynı anda Güney Kutbu’nda bir penguen bu tektonik hareket yüzünden öldü.

O gece, o son gece. Yeşil gece.

A TEXT POST

12. Sayfa

Biraz daha bekler misin beni kadın ? Sardunyalarımız henüz büyümedi. Saçlarımın bile ağladığı bir akşam, dilimden hiç düşmeyen, öpüşlerin. Saçlarım uzadı, parmakların için.

Kadıköy’de büyüyen bir kadının dediği gibi ” Zor. Arasında hiçbir şey olmayan iki kişi. Birbirlerine o kadar uzak ki yürekleri, bırak sevgiyi, kırgınlığa bile razılar. Yeter ki onları bağlayacak bir şey olsun.”

Ve Ebu Simbel’e elinde bir mızıka ile yürüyerek giden çocuğun söylediği gibi. ” Haklı. Bana ne gösterirse kabul. Teslim olurum içimdeki koca boşluk dahil. İster öfke, ister aşk. İkisini de ondan hak ediyorum. Onun dişlerinden, onun dudaklarından. Aylar sonra çıkıp gelen bir aborjin gibi hayatına zımbalanmak isteyeceğim. Bu yükü ondan esirgemeyeceğim. Zor…”

A TEXT POST

Ne İstanbul ne başka bir şey umrumda.

Tek hayalim kitabı sana elden verebilmek, boynuna dokunabilmek.

A PHOTO
kullanıcısından yeniden blogladı
A PHOTO
kullanıcısından yeniden blogladı
A PHOTO

Dedi.